Güncel Dil Sorunları

TÜRKÇE CAN ÇEKİŞİYOR*

                                 

İki haftadır sözünü ettiğimiz dil sorunları  üzerinde duracağız bu gün de. Dil, milletin en asil, en köklü, en şerefli kültür kurumudur. Bunun içindir ki üzerinde konuşmak, düşünmek, sorunlarını tartışmak kültüre duyarlılığı olan herkesin hakkı ve ödevidir.

Teknolojinin dev adımlarla ilerlemesi aynı zamanda uygarlıkların savaşını gündeme getiriyor. Bu üstün teknolojiyi elinde tutan ülkeler mensup oldukları kültürü ve dolayısıyla dili bütün dünyaya hakim kılmak istiyorlar. Bu onların açısından bakıldığında gayet normal bir "kültürel değişim" sürecidir. Bu savunma tarihi geçmişi olmayan, dünya uygarlığına pek bir şey vermemiş ülkeler için doğrudur. Örneğin Hawai gibi turizm cumhuriyetleri, Afrika'nın ilkel kabileleri bu tek taraflı etkilenimde pasif taraf olmayı kabullenebilirler.

Oysa Türklük ve Türk dili insanlık tarihi boyunca, insanlık ailesinin en onurlu yerini işgal etmiştir. Dolayısıyla Türk dili, bütün yüzyıllarda ihtiyacımızı karşılayacak zenginliktedir.

Türkçenin en eski metinleri olan Orhun Yazıtları 8. yüzyılda yazılmış çok değerli eserler olarak bize l250 yıl öncesinden bazı dersler vermektedir. Bunların başında dile sahip çıkmanın milletin geleceğine sahip çıkma olduğu gerçeğidir. Bilge Kağan kardeşi Köl Tigin adına diktirdiği anıtta (732) Türk beylerinin Çinli adlar aldıkları için milli benliklerini yitirdiklerini, bir süre sonra da Çin'in hakimiyetine girdiklerini söylemektedir. Demek ki dile olan duyarlılık yitirilince milli kimlik de esaslı biçimde zedelenmektedir. Nitekim bir süre sonra Doğu Köktürk Kağanlığı babaları gibi "töre"lerine sahip çıkamayan "biligsiz" oğullar yüzünden Çin'in hakimiyetine girecektir.

Milli kimliğin en önemli taşıyıcısı olan dil üzerinde yazık ki atalarımız yeterince hassasiyet gösterememişlerdir. Selçuklular döneminde devletin resmi dili Farsça idi. Dilde biraz daha milliyetçi olan Beylikler döneminde Türkçe eserler verilmeye başlanır. Yunus Emre, Süleyman Çelebi, Ahmed Fakih, Erzurumlu Kadı Darir gibi bir takım halka yakın şairler Türkçeyi ön plana çıkarırlar. Türk dili Anadolu'da hakimiyetini böylece kurmaya başlar. 16. yy.'dan sonra klasik çağını yaşayan Osmanlı devri Türk edebiyatında Türkçeden uzaklaşmalar başlar. Buna bir de medreselerin yozlaşması, bilimin hakkının tam olarak verilememesi eklenince Arapça ve Farsça tamlamalı uzun cümleler Türk dilini iyice tahrip etmeye başlar. Hatta Veysi ve Nergisi adlı nesir yazarlarının dilinde "-dır, -dir" haber kiplerinden başka Türkçe unsur bulunamaz hale gelir.

Meşrutiyet dönemi ile birlikte -biraz da ideolojik olarak- dilde sadeleşme fikri ağırlık kazanmaya başlar. Fakat tam olarak uygulanamaz. II. Meşrutiyet'ten sonra Türk fikir hayatında etkili olmaya başlayan Türkçülük fikri kendini dilde de gösterir. Ömer Seyfeddin'in l911'de Genç Kalemler'de ele aldığı "Yeni Lisan" makalesi belki Bilge Kagan'dan ve Karamanoğlu Mehmed Bey'den sonra Türçeyi önemle gündeme getiren ve etkisi uzun yıllar devam eden bir hareket olmuştur. Cumhuriyet'ten sonra Atatürk de aynı görüşlerle "Türk dilinin yabancı dillerin boyunduruğundan kurtulması ve kendi öz benliğine kavuşması" için TDK'yı kurmuştur.

Cumhuriyet döneminde Türk dilinde büyük sadeleşme yapılmış. Bunların bir bölümü tartışmalara konu olmuş, uzun yıllar "yaşayan Türkçe"-"Öztürkçe" savaşları sürüp gitmiştir. Bundan zararlı çıkan da muhakkak ki Türkçe olmuştur. TDK'nın önerdiği kelimeler içinde çok güzel yüzlerce kelime vardır ve halkımız bunu benimseyerek kullanmaya başlamıştır. Örneğin, günaydın, uçak, konu gibi. Bunun yanında tünaydın gibi bir takım ölü köklerden yapılan da tutmamıştır. Hatasıyla sevabıyla o dönemler kapanarak tarihe mal oldu.

Geçmişi dil tarihi araştırmacılarına bırakarak bu güne bakınca durum  eskisinden çok daha vahim görüntü oluşturuyor. Çünkü artık toplumun bütün birimlerini etkisi altına alan bir dil yozlaşması ile karşı karşıya bulunuyoruz. Eskiden topluma herhangi bir şeyi tanıtmak, benimsetmek daha kolaydı. Zira iletişim kaynakları sınırlı idi. Ama bugün öyle değil.

Evet,  bugün Türk dili, tarihi boyunca yaşadığı en büyük tehlikelerden birini yaşıyor: YOK OLMA TEHLİKESİ. Yani, Türkçe "imdat" diyor. Yatak odalarımızdaki minik, sevimli, bizi her akşam eğlendiren araç televizyon aracılığı ile dilimiz yabancı sözcüklerle doluyor. Yabancı ekler Türkçe köklere getiriliyor. Kelimeyi tanıyamıyorsunuz. Bunu yapanlar, üstelik, uygarlaşmak adına kendi dillerini kirleten insanlar. Geçen yazımda sözünü ettiğim bir yığın kelime ve deyim bu babda tekrar hatırlanmalıdır.

Bu tehlikeyi yaşayan sadece biz değiliz. Geçen yıl Fransa'da "Fransızcadan Sorumlu Bakan" tarafından Fransız Meclisine verilen bir önerge kanunlaştı. Buna göre, Fransa'da İngilizce açıkoturum ve  bilgi şöleni (sempozyum) düzenlenemeyecek, İngilizce ilan verilemeyecek. Böylece Fransızca İngilizceye karşı kanunla koruma altına alınmıştır.

Türkçe ile ilgilenen kurumlar da yok değil. Bunların başında TDK geliyor. TDK "Yabancı Kelimelere Karşılık Bulma Komisyonu" kurarak, dilimize yeni girmekte olan kelimeler fazla yaygınlık kazanmadan Türkçe karşılıklar öneriliyor. Her ay basın yayın kuruluşlarına gönderilen bu kelimeler ne yazık ki sınırlı bir kaç yayın organında yayımlanıyor. İşte, dile ve kültüre duyarlı herkesin burada araya girerek bu yeni karşılıklara sahip çıkması ve onları ilgili birimlere bildirmesi gerekir.

Dilde siyaset olmamalıdır. Çünkü dil, bütün toplumun ortak malı, ortak yüreği, ortak sevincidir.

---

*Türksesi Gazetesi, 20 Temmuz 1995, sayfa 2 (Trabzon)