BİLİŞİM ÇAĞINDA TÜRKÇE*
GENEL GÖRÜNÜŞ
19 ve 20. yüzyılı teknoloji çağı olarak yaşayan dünya, 21. yüzyılı “bilgi”yi merkeze alarak onun değişimi ve ticareti ile bir başka uygarlığa adım atmıştır. Artık teknoloji çağı aşılmış, onun yerini, bilgi üretimi ve değişiminin egemen olduğu “bilişim çağı” almış bulunmaktadır.
Bu çağın en büyük özelliği, küresel bilginin, bilgi taşıyıcı iletişim araçlarıyla klasik zaman ve mekân kavramlarının dışında hızla aktarılması, başka noktalara ulaştırılmasıdır. Bilişim çağının temel kavramı olan bilginin üretildikten sonra yaygınlaştırılması ve başka noktalara iletilmesi “dil”in önemini bir kez daha gündeme getirmiştir. Bilgiyi hangi dille üreteceğiz? Bilgiyi üreten ile tüketenin iletişim sorunları nasıl giderilecek? Bilişim çağının language francası olan İngilizce, ulusal dilleri yok edecek mi? Hızla gelişen bilgi teknolojisi yakın gelecekte insanlığı tekdilliliğe doğru mu götürüyor? Küreselleşme ulusal kültürlerin mezarlığı mı olacak? … gibi çok sayıda soru ve sorun bütün dünya aydınlarının tartıştığı kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
BİLGİ VE DİL
Bilgi ve düşünce, dil ile üretilmektedir. İnsanlık, 21. yüzyıla gelinceye kadar bilgiyi kendi hayatını kolaylaştırmada bir araç olarak kullanmıştır. Yaşamakta olduğumuz çağda ise bilgi, artık satılıp alınan ticarî bir kavram haline gelmiştir. Bu kavramın üretilmesi, pazarlanması ve tüketilmesinde dilin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Çünkü bilgi denilen soyut kavramın oluşturulması ve başkalarına iletilmesi dil ile mümkün olmaktadır. O halde dil, gündelik iletişimimizi karşılama yanında, bilgiyi üretmede ve ona ulaşmada da muhtaç olduğumuz temel kavramlardan biri haline gelmiştir.
BİLGİ VE TÜRKÇE
Ses ve yapı özelliklerindeki matematiksel uyum ile Türkçe, bilgi üretmede ve bilgi teknolojisinin taşınmasında yetkin bir dildir. Fakat milletimizin yaşadığı çok çeşitli kültür ve coğrafya değişiklikleri, Türk dilinin istikrarlı bir çizgide gelişmesini önlemiştir. Yeni kavram ve terim üretmeye elverişliliği ile dünyada bilim yapılacak, bilgi üretilecek dillerin başında gelen Türkçe, yazık ki kullanıcıları tarafından yeterince korunmuş, geliştirilmiş ve sahiplenilmiş değildir. Bu bağlamda bundan 728 yıl önce Karamanoğlu Mehmet Bey’in ona verdiği siyasî destek, yalnızca, Türkçenin gündelik hayatta kullanılışını sağlamamış, aynı zamanda yazı ve kültür dili olmasının da yolunu açmıştır. Türkçe, bu buyruktan 22 yıl sonra kurulan Osmanlı devletinin, sonra da imparatorluğunun resmî dili olmuştur. 16. yüzyıldan itibaren Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalarla kelime dağarcığını aşırı şekilde genişleten, hantallaştıran Osmanlı Türkçesi, alanını, yazık ki Türkçe kökenli kök ve eklere iyice kapatmış, böylece Türkçe kelimeler aleyhine bir gelişme seyri izlenmiştir.
Tanzimat ve Meşrutiyet yıllarında başlayan dilde sadeleşme ve Türkçecilik hareketleri, 1911 yılında Ömer Seyfeddin’in Genç Kalemlerde yayımlanan “Yeni Lisan” makalesi, nihayet 1932’de kurulan Türk Dilini Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu) ile artık Türkçe, 19. ve 20 yüzyılda bir yazı, bilim, sanat ve kültür dili olarak yeniden ayağa kalkmıştır.
1990’lardan sonra başlayan siyasî ve ekonomik değişmeler, dil ve kültürleri de doğrudan etkilemeye başlamış; bilgiyi ve teknolojiyi üretenlerin lehine diğerlerinin aleyhine bir durum yaratmıştır.
BİLGİ TEKNOLOJİSİ KARŞISINDA TÜRKÇENİN SORUNLARI
1990’lı yıllarda başlayan bilgisayar ve genel ağ (internet) teknolojisi ile hayatın bütün alanları, yoğun ve küresel bir “bilgi” kuşatması ile karşı karşıya kaldı. Evde, okulda, sokakta, devlet dairesinde bilgisayarlar ve onların taşıdığı teknolojiler sayesinde hayatımız kolaylaştı, mekân ve zaman kavramları eski anlamlarını kaybetti.
Bu imkân ve kolaylıkları taşıyan bilgisayar teknolojisinin tek dilli (İngilizce) olması bütün dünya dillerini derinden etkilemeye başladı. Her gün onlarca yeni terim ve kavram bilgisayar ve genel ağ aracılığıyla dünya dillerini istila etmeye başladı. “İstila” diyorum, bu, diller arasındaki normal kültürel etkileşimle ilgisi olmayan yeni bir durumdu. Çünkü bir tarafta tek yönlü, verici, ‘buyurucu’ bir İngilizce, diğer tarafta alıcı, edilgen durumda bütün dünya dilleri bulunmaktaydı. Küreselleşmenin temel manifestosu olan “çok renklilik/çok kültürlülük” sloganını ile esaslı biçimde çelişen bir durumdu bu.
Dünya ülkeleri bu duruma seyirci kalmadı ve kısa süre sonra bu gidişe karşı önlemler alınmaya başlandı. Özellikle yazılım alanında her ülke kendi ihtiyaçları doğrultusunda programlara öncelik verdi.
Bu bağlamda işin önemli bir ayağını da dil-teknoloji ilişkisi oluşturmaktadır. Bu ilişkide yazık ki sayısal teknolojiye son derece uygun olan dilimiz, kullanıcılarının vurdumduymazlığı yüzünden birçok bilişim sorunu ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bunların başlıcaları şunlardır:
1. Bilişimin dil altyapısını kurmak için öncelikle bilişim terimlerinin Türkçeleştirilmesi gerekir. 1981 yılında yayımlanan Aydın Köksal’ın Bilişim Terimleri Sözlüğü önemli bir boşluğu doldurmuştur. Yine TDK’nın genel ağ sayfasında Bilgisayar Terimleri Karşılıkları Kılavuzu belli terimler önerilerek konu tartışmaya açılmıştır. Fakat her geçen gün hızla gelişen bilgisayar teknolojisi, bu işin özel olarak görevlendirilmiş bir uzmanlar kurulu tarafından sürekli takip edilip terimlerin anında Türkçeleştirmesini gerektirmektedir.
2. Yazılım alanında Türkçe programların yetersizliği bir başka sorundur. Hayatın her alanında kullanılan bilgisayar ve internet teknolojisiyle başa çıkabilmek için Türkçe yazılımlara mutlak ihtiyaç vardır. Çünkü bilgisayar kullanımı yaygınlaştıkça onun programları da yaygınlaşacaktır. Bu yaygınlaşma, aynı zamanda programlarda kullanılan dilin genelleşmesi anlamına gelir. Türkçe programların yapılıp yaygınlaştırılması söz konusu tehlikeyi, bir avantaj haline getirecektir.
3. F klavye meselesi, Türkçenin bilişim teknolojisi ile ilgili başka bir sorunudur. F klavye, dilimizin temel ses sistemine uygun olması itibarıyla bilgisayarı daha hızlı kullanma imkânını vermektedir. Türkiye’de F klavye kullanımı %20’lerde olduğu söyleniyor. Bu önemli bir rakamdır. F klavyenin pratikliği, çeşitli toplantılarla, devlet kurumlarının işbirliğiyle, reklam ve afişlerle topluma çok iyi biçimde anlatılmalıdır. Bu bağlamda Millî Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenler için alınmasını planladığı dizüstü bilgisayarların F klavye olması sevindirici bir durumdur. Bunun, öncelikle devlet eliyle yaygınlaştırılmasında yarar vardır. F klavyeyi bir klavye sorunu değil, aynı zamanda, teknolojiye hakim olma iddiası olarak görmek gerekir..
4. Bilgisayarda Türkçe karakterler sorunu öteden beri başa çıkamadığımız bir sorundur. Türkçe ç, ğ, ı, ö, ş, ü harfleri bilgisayarda çıkmadığı için bunların benzerleri olan c, g, i, o, s, u harfleri kullanılmaktadır. Gittikçe alışkanlık halini alan bu tehlikeli gidiş, Türkçe harfleri kullanmama tembelliği doğurmakta, zaten doğru dürüst öğretemediğimiz dilimizi bir de bu bela ile baş başa bırakmaktayız. Hatta son zamanlarda bir üniversitemizde yukarıdaki Türkçe karakterleri (ç, ğ, ı, ö, ş, ü) benzerlerine (c, g, i, o, s, u) dönüştürme programları bile yapılmış. Bu yanlış kullanım, bir süre sonra Türk dilindeki bu harflerin değiştirilmesi tartışmasını bile gündeme getirebilecektir. Bu çaresi ne olabilir? İlk olarak Türkiye’deki bilgisayarlarda bu Türkçe fontlara uyumluluk programları zorunlu kılınabilir. Diğer yandan sürekli gelişen bilgi teknolojisi araştırmaları bu uyum sorununa da bir çözüm bulacaktır.
5. Büyük internet kuruluşları, ekonomik gerekçelerle sayfalarını dünyanın belli başlı büyük dillerinde de tasarlamaktadırlar. Bu diller arasında Almanca, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Çince, Japonca, Rusça, Korece ilk akla gelenlerdir. Bu listede Türkçenin olmaması için hiçbir gerekçe yoktur. Yalnız genel ağı kullananlar dil bilincine sahip olmalı, Türkçe olanı tercih etmelidirler. Böylece Türk dilli bir tüketici pazarı, bu büyük kuruluşların Türkçe sayfalarını sağlayacaktır. Bu kuruluşların sayfalarının Türkçe versiyonlarının da açılması, dilimizin uluslar arası hüviyetinin onaylanması anlamına gelecektir.
6. e-devlet, e-Türkiye… gibi bürokrasideki bilişim devrimi hamleleri e-Türkçe için de yapılmalıdır. TDK’nın başlattığı bu e-Türkçe için gerekli malî ve bürokratik altyapı işlemleri halledilerek, Türkçe kaynakların genel ağ ortamına aktarılması bir an önce tamamlanmalıdır. Böylece genel ağdaki (internet) ancak binde dördünü oluşturan Türkçe içerik zenginleştirilecektir.
7. Bilişim teknolojisi ile doğrudan ilişkisi olmayan, ama, onun sonucu olarak görülen genel bir zihinsel tembellik, üzerinde durulması gereken bir başka nokta. İnternet teknolojisindeki hazır bilgi kalıplarıyla gündelik ihtiyaçlarını karşılayan, yahut karşıladığını sanan insanlar, bilgi üretme ile ilgilenmiyorlar. Bilgi ve düşünce üretme melekeleri böylece tabir uygunca dumura uğruyor. Bundan sonra, Mc Donalds’da hamburger yiyen, çok satan bulvar kitapları okuyan, cep telefonu teknolojisinden başka uzmanlık alanı olmayan popüler bilgi obezi bir küresel dünya kuşağı yetiştiriliyor.
Bu tehlike, belki, demin zikrettiğimiz bütün konulardan daha önemlidir. Çünkü bir ülkenin yetişmiş insan gücü, her türlü zorluğun üstesinden gelebilir. İnsan gücünüz yoksa teknolojik üstünlüğünüz bir anlam ifade etmez. İnsan, yeni durum ve ihtiyaçlara göre üreten, dönüştüren yegane varlıktır. Makineler ve sistemler insanın üründür.
Yazıyı, Çinli bilge Konfüçyüs’ün sözleri ile bitirmek istiyorum:
Dil yanlış ise insanlar anlaşamaz, insanlar anlaşamaz ise araları açılır, araları açılırsa kavga çıkar, kavga çıkarsa birlik bütünlük bozulur, birlik bütünlük bozulduğunda da ülke dağılır.