BİR DÂNİŞMENDNÂME NÜSHASI: MİRKÂTÜ’L-CİHÂD*
Dr. Ali AKAR**
Anadolu'nun Türkler tarafından fethedilişini destanî şekilde anlatan eserlerden biri de Dânişmendnâme'dir. Eser ilk defa H. 642 (M. 1245/45) yılında Anadolu Selçuklu sultanı II. İzzeddin Keykavus'un[1] emriyle Mevlânâ ibni Alâ tarafından yazıya geçirilmiştir. Bu nüshanın dilini ağır bulan I. Murad, Tokat kalesi dizdarı Ârif Ali'ye 762 (M. 1360/61)’de eseri yeniden düzenletmiştir. Ârif Ali, söz konusu nüshayı nazım bölümleri de ekleyerek 17 meclis halinde yeniden kaleme almıştır. Daha sonra meşhur Osmanlı tarihçisi Gelibolulu Mustafa Âlî, görevli bulunduğu Vilayet–i Rum defterdarlığından azli sırasında (H. 997/M. 1588/89) bir hafta kadar Niksar'da kalmış, bu arada Ârif Ali yazması olan Dânişmendnâme'yi bulmuş, Mirkâtü'l-cihâd[2] (=Cihadın basamakları) adıyla yeniden yazmıştır.
Bu yazımızda eseri, yazıya geçirilişi; konusu, mekanı, şahıs kadrosu ile dil ve üslup yönleriyle ele alacağız.
Dânişmendnâme nüshaları ve Mirkâtü'l-cihâd
Mirkâtü'l-cihâd, Dânişmendnâme hakkında şimdiye kadar verilen geleneksel bilgilerin temel kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı tarihçileri Âlî, Cenâbî, Ebu'l-Abbas Karamanî, Hazerfen Hüseyin, Müneccimbaşı ve Kâtib Çelebi Dânişmendliler hakkında verdikleri bilgileri Mirkâtü'l-cihâd'dan almışlardır[3]. Bu bakımdan Âlî'nin eserin ilk sayfalarında verdiği bilgi ve yazıya geçirilişi ile ilgili kayıtlar Dânişmendnâme araştırmaları için önem taşımaktadır.
Mirkâtü'l-cihâd'da verilen bilgilere göre, Dânişmendnâme'yi ilk defa Anadolu Selçuklu hükümdarı II. İzzeddin Keykavus'un emriyle H. 642 yılında devrin meşhur yazarı Mevlânâ ibni Alâ "doğru rivayetlerle" kaleme almıştır. (vr. 8a) Fakat o zamanki karışık "Türkî lisan"la yazılan bu nüsha pek ilgi görmemiştir. Tokat kalesi dizdarı Ârif Ali, Sultan I. Murad'ın isteğiyle eseri yeniden düzenlemiş, mesnevi tarzında nazım bölümleri de ekleyerek 17 meclis halinde H. 762 (M. 1360/61) tarihinde tekrar vücuda getirmiştir. (vr. 7b)
Âlî, Sivas'daki defterdarlık görevinden azledilince Melik Danişmend Gazi'nin türbesini ziyaret etmek için Niksar'a gider. (vr. 8b) Burada Ârif Ali telifi Dânişmendnâme'yi bulur. Bu "azl fırsatı"nda "niçe günler" söz konusu metni anlamak için çaba sarf eder. Eserin, efsane yönü ağır basan kitaplara göre, tarihî gerçeklere daha yakın olduğunu anlar. Bunun için, o devirde herkesin anlayabileceği bir dille yazılması gerektiğini düşünerek yeniden kaleme alır ve adını da Mirkâtü'l-cihâd (=Cihadın basamakları) koyar. (vr. 9a v.d.)
Mirkâtü'l-cihâd'ın Dânişmendnâme Nüshaları Arasındaki Yeri
Mirkâtü'l-cihâd, Ârif Ali nüshası Dânişmendnâme esas alınarak yazılmış olmasına rağmen biçim ve içerik yönünden ondan bir takım farklı yönleri bulunmaktadır[4]. Bu farklılıklar, Arif Ali nüshası ile aradan geçen iki buçuk asırlık zamandan ve yazarının tarihçi hüviyetinden kaynaklanmaktadır.
Ârif Ali nüshası Dânişmendnâme'de adları Farsça olarak belirtilmiş 17 meclis var iken, Mirkâtü'l-cihâd'da bu meclislerin yerine, konuyu birer Türkçe cümle ile özetleyen 117 bölüm bulunmaktadır.
Mirkâtü'l-cihâd, Ârif Ali yazması Dânişmendnâme'den yaklaşık 235 yıl sonra yazılmıştır. Bu süre içinde birçok tarihî ve sosyal değişmeler olmuştur. Anadolu Selçukları yıkılmış, Osmanlı devleti imparatorluk halini almıştır; böylece, Anadolu topraklarında çok yönlü kültürel değişmeler yaşanmıştır. Bu arada dilde de birçok değişmeler olmuş; Eski Anadolu Türkçesi yerini Klâsik Osmanlı Türkçesine bırakmış, Türkçe, Farsça ve Arapça kelime ve terkiplerle süslü, tumturaklı bir hale gelmiştir.13. yüzyılda sade, konuşma ve halk diline yakın Dânişmendnâme, 16. yüzyılda Ali'nin kalemiyle süslü bir klasik Osmanlı nesri olan Mirkâtü'l-cihad'a dönüşmüştür.
Âlî, tarihçi olması itibarıyla Mirkâtü'l-cihâd'ı Anadolu Selçukluları tarihinin karanlık noktalarına ışık tutar zannıyla heyacanla işlemiştir. Hatta eserin sonundaki Anadolu Selçukluları şeceresini de Danişmend Gazi ile başlatmıştır.
Âlî'nin eseri, önceki nüshadan (Ârif Ali nüshası) çeşitli yönleriyle ayrıldığını yukarıda ifade etmiştik. XIII. yüzyıldan XVI. yüzyıla kadar geçen süre içinde yer isimlerinde de çeşitli değişmeler meydana gelmiştir. İbn-i Ala ve Arif Ali nüshalarında genellikle Rumca olan ve aslına daha yakın yazılanan bu isimler, XVI. yüzyılda Türk fonetiğine daha uygun söyleyişlerle adlandırılmaya başlamıştır. Mirkâtü'l-cihâd, Anadolu'nun tarihi coğrafyasında yaşanan bu değişimi göstermesi bakımından önemli bir kaynaktır
Yer isimleri iki nüshada şu şekilde geçmektedir
|
Ârif Ali nüshası[5] |
Mirkâtü'l-cihâd |
Bugünkü ismi |
|
Haraşna/Amasıyya |
Amasıyya |
Amasya |
|
Mamuriye/Engüri/Engüriyye |
Ankara |
Ankara |
|
- |
Artuh-abad/Artuhiyye |
Artova |
|
- |
Budaközi |
Sungurlu |
|
- |
Budaközi |
Sungurlu |
|
Cincife yazısı |
Cincife yazısı |
Çamağzı |
|
Yankoniyye/Çorum/Çorumlu |
Çorum |
Çorum |
|
Sasil |
Demürlü Karahisar |
- |
|
Haç Deyri |
Deyr-i Haç |
- |
|
Mankuriyye[6] |
İskilip |
İskilip |
|
Karakuş |
Karakuş |
Karakuş |
|
Karaman tagları |
Karaman tagları |
- |
|
Süleyman Ribatı |
Kasaba-i Gümüş |
Gümüşhacıköy |
|
İsneboliyye/Kastamanu |
Kastamoniyya |
Kastamonu |
|
- |
Kavak Takyesi |
Kavak |
|
Kaz Göli |
Kaz Göli |
Kaz Gölü |
|
- |
Kaz-abad |
Kazova |
|
Alis |
Kızılırmak |
Kızılırmak |
|
Sisiyye/Gümenek |
Komanat/Gümenek |
Gümenek |
|
- |
Kurt Beli |
Kurt Boğazı |
|
Migirdiç Kalası |
Migirdiç Kalası |
- |
|
Harsanosiyye/Niksar |
Niksar |
Niksar |
|
Samiyye/Samsun |
Samsun |
Samsun |
|
Sıkılık Deresi |
Sıngınlık Deresi |
- |
|
Sınab/Sinobiyye |
Sinobiyye |
Sinop |
|
Savis/Sivas |
Sivas |
Sivas |
|
Dükiyye/Tokat |
Tokat |
Tokat |
|
Kaşan |
Turhal/Kaşan kal'ası |
Turhal |
|
Karkariyye |
Zile |
Zile |
Eserlerine, içinde bulunduğu psiklojiyi yoğun şekilde yansıtan Ali[7], Mirkâtü'l-cihâd'da da destanın ana vak'asının dışına çıkarak kendini duygu ve gözlemlerine yer vermiştir. Kitabın başında Sivas'taki görevinden azline sebep olanların haksızlıklarını ve cahilliklerini uzun uzadıya anlatmaktadır. Devlete kalem ve kılıçla bunca yıl hizmet etmesine rağmen bir türlü kendine layık bir görev verilmediğinden şikayet etmektedir. Şanına ve ilmine uygun olarak Erzurum defterdarlığı veya Cidde eminliğinin verilmesini ister. (vr. 4b v.d.) Çorum'un fethinin anlatıldığı bölümde ise "Hikmet" adıyla bir başlık açarak bu yörede bulunduğu 50 gün içinde edindiği olumsuz intibaları sübjektif bir üslupla anlatır. (vr. 126a v.d.)
Konu
Mirkâtü'l-cihâd'ın konusunu, Melik Danişmend Ahmed Gazi'nin Anadolu'nun Yeşilırmak havzasını fethi teşkil etmektedir. Malatya'dan kalkan İslam ordusu Battal Gazi'nin bıraktığı yerden itibaren Anadolu'nun fethi hareketine girişir. Ordu, Sivas'ta ikiye ayrılır. 20 bin kişilik kısmı, Sultan Turasan kumandasında İstanbul'u fethetmek amacıyla Niğde tarafına gider. Kalan 20 bin kişi ise Danişmend Gazi maiyetinde Tokat, Amasya, Çorum, Niksar ve Canik'i İslam topraklarına katmak için kuzeye yönelir. Destan, Danişmend Gazi etrafında şekillenen bu olayları anlatır. Önce Tokat sonra sırasıyla Gümenek, Turhal, Zile, Amasya, Çorum, Osmancık ve Niksar alınır. Danişmend Gazi, Canik fethine giriştiği anda Niksar'ın kuzeyindeki Halkünbed yakınlarında şehit olur. Daha sonra Rumlar ile onların müttefikleri olan Gürcüler, Ruslar ve Çerkezler Danişmend Gazi'nin fethettiği toprakları yeniden ele geçirirler. Müslümanları öldürürler. Danişmend Gazi'nin oğlu Gazi Bey, Bağdat'daki İslam halifesinden maddi ve manevi destek alarak babasının başlattığı fetih hareketlerini devam ettirir.
Mekân
Mirkâtü'l-cihâd'da mekan, Orta Karadeniz, özellikle Yeşilırmak ve çevresidir. Battalname ve Saltukname'deki gibi uzak ve masalsı mekânlar yok denecek kadar azdır. Olaylar Sivas, Niksar, Kastamonu, Çankırı arasında kalan bölgede, Selçuklu fetihlerinin tarihi gerçeklerine uygun mekanlarda geçmektedir.
Mirkâtü'l-cihâd'a esas olan vak'alar, İslam ordularının Bizansa karşı verdikleri mücadelede adeta bir merkez olan Malatya ile Sivas, Tokat, Gümenek, Turhal, Zile, Amasya, Çorum, Osmancık, İskilip, Niksar gibi olayların bizzat yaşandığı mekanlarda geçer. Bunun yanında İstanbul, Mamuriyye (Ankara), Sinyab (Sinop), Kastamoniya, Samiyye (Samsun) Trabzon, Çemişgezek, Bayburt, Kıgi, Ahlat, Azerbaycan, Şam, Bağdat, Nablus, Mısır, İskenderiye, Cezayir ise olaylarla bağlantılı uzak diyarlar olarak zikredilir.
Destanda özellikle Tokat bölgesindeki mekanlar ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Bunda, Dânişmendnâme'yi ikinci defa yazan Ârif Ali'nin Tokat kalesi dizdarı olmasının ve bu yöreyi çok iyi bilmesinin etkisi muhakkaktır. Tokat'taki manastır (Deyr-i Haç), Kale (Migirdiç kalesi), vadi (Giryas deresi) ova (Artuk-abad, Kaz-abad, Cincife yazısı), göl (Kaz Gölü), geçit (Kurt Beli) isimleri, diğer bölgelerdeki yer isimlerine göre daha yakın gözlemlerle anlatılmaktadır.
Şahıslar
1.Danişmend Gazi
Danişmend Gazi'nin -tarihi kişiliği hakkında çeşitli ve çelişkili bilgilerden dolayı bu yönünü bir tarafa bırakarak- Mirkâtü'l-cihâd'daki destani özellikleri üzerinde duracağız.
Mirkâtü'l-cihâd'ın ana kahramanı Danişmend Gazi'dir. Malatya'da doğmuştur. Annesi Nazirü'l-cemal, Malatya beyi Emir Ömer'in kızıdır. Babası Ali bin Mızrap'tır. Danişmend Gazi, şehre yakın Çehar Bağ adlı bir mesire yerinde Sultan Turasan'la gündüzleri silahşörlük talimi yapmakta, geceleri ise ilim tahsil etmektedir. Bu yüzden kendisine "Danişmend" (=Bilgin) lakabı verilmiştir.
Danişmend Gazi ideal alp-eren tipidir. Salih bir Müslümandır. Zorda kaldığında Peygamber Efendimiz rüyasına girerek ona yardım etmekte, bazen da Hızır imdadına yetişmektedir. Tek başına koca düşman ordusunu dağıtmakta, haykırışıyla düşmanları korkudan öldürmektedir.
Her daim gazayı düşünür. Rumların fethettiği yerlerden çekilmesi karşılığında vaat ettikleri bir yığın dünya nimetini elinin tersiyle geri çevirir.
Sadakat ve vefa duygusu çok ileri seviyededir. Maiyetindekilere merhametli, düşmanlara karşı acımasızdır. Aman diyene kılıç kaldırmaz. Düşman elçilerine alabildiğince iyi davranır.
Bir destan kahramanında bulunması gereken akıl ve bilgiye de fazlasıyla sahiptir. O sadece, fiziki kuvvetini değil aynı zamanda aklını da kullanır. Fiziki kuvvetle başa çıkamayacağı durumlarda hileye başvurur. Arapça ve Rumcayı çok iyi bilir.
2. Mizban (Artuhı)
Bazı tarihi kaynaklara göre, Malazgirt savaşından sonra Sultan Alparslan'ın Yeşilırmak civarının fethi için görevlendirdiği Emir Artuk olduğu ileri sürülmektedir.[8]
Türk destanlarındaki sonradan Müslüman olan tiplerden[9] biridir. Artuhı, Danişmend Gazi'nin Artuk-abad'da rastladığı bir Hrıstıyan kahramanıdır. Amasya valisi Şattat'ın kızı Efrumiyye Banu'yu sevmiş, onu babasından istemiş, Şattat razı olmayınca bu aşkın derdi ile deli divane olmuş halde dolaşırken Danişmend Gazi'ye rastlamış, onun telkini ile Müslümanlığı kabul etmiştir. Artuhı olan adı -Danişmend Gazi'ye mihmandarlık yaptığı için- Mizban olarak değiştirilmiştir. Danişmend Gazi ile birlikte Efrumiyye Banu'nun düğün alayını basarlar ve onu kaçırırlar. Bundan sonra Artuhı artık Danişmend Gazi'nin en önemli gaza arkadaşlarından biridir. Rumca bildiği için çeşitli harp hileleri ile düşman kalelerine kolayca girer. Karısı Efrumiyye Banu ile bütün savaşlarda kahramanca yer alırlar
3. Mihrban (Efrumiyye Banu
Bazı kaynaklarda Malatya beyi Gabriel'in kızı Morfia olduğu ileri sürülmektedir[10]. Amasya Tarihi müellifi H. Hüsameddin ise Amasya'da saltanat süren Peçenek Türklerinin prenslerinden Apa Rumiyye'nin isminin tahrif edilmesiyle Efrumiyye Banu şeklinde söylendiğini ileri sürmektedir[11].
Destanımızda ise Amasya valisi Şattat'ın kızıdır. Mizban (Artuhı)'a aşık olmasına rağmen babası buna karşı çıkmış; daha sonra Melik Danişmend'le Mizban tarafından düğün alayı basılarak kaçırılmıştır. Adı sevgilisine şefkatli davrandığı için Mihrban olarak değiştirilmiştir. Bir gece rüyasında Hz. Muhammed'in telkiniyle Müslüman olmuş ve Mizban'la evlendirilmiştir. Halifet adında bir erkek çocukları olur. Mihrban, eşi Mizban'ın ölümünden sonra -bu ayrılığın acısı ile daha fazla acı çekmesine dayanamayan- Dilfirib adlı nedimesi tarafından zehirlenerek öldürülür.
Türk destanlarındaki alp-kadın tipinin bütün özelliklerini taşır. Savaşlarda katılır, bütün silahları ustaca kullanır. Hatta ruhban kılığına girerek Niksar kalesinin fethedilmesinde büyük yararlıklar gösterir.
4. Diğer Şahıslar
Destanda bundan başka bir çok kahraman vardır. Özellikle Sultan Turasan'ın maiyetinde İstanbul'u fethetmek üzere giden Kara Tona, Çavuldur Çağa gibi Türk komutanlar dikkat çekicidir. Turasan, <Dur Hasan şeklinden ortaya çıkmış olmalıdır. Bunlardan Çavuldur Çağa'nın ise İzmir ve yöresinde ilk Türk beyliğini kuran meşhur Çaka Bey olduğu hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür[12]. Yine Mizban'ın İskilip fethine giderken yolda rastladığı Kara Tekin adlı kahraman da tarihi şahsiyetlerden biridir. Selçuklu sultanı Süleyman Şah'ın emirlerinden olan Çankırı fatihi Kara Tekin[13] ile, destanımızdaki bu kahramanın aynı şahıs olma ihtimali yüksektir.
Sadece ismi zikredilen kahramanlar ise Hz. Muhammed, Bağdat'daki halife, Battal Gazi, Hızır, Hz. Ali, Hz. Hamza... 'dır
Düşman kahramanları olarak Şattat, Nastor, Ramin, Mihayil, Haçatur, Kara Burç... gibi isimler anılmaktadır.
Rüstem, Neriman, Uc bin Unuk, Cem, Kaytafa, Efrasiyab gibi şark kahramanları sadece benzetmelerde, kıyaslamalarda kullanılmaktadır.
Dil ve Üslup Özellikleri
Yukarıda da sözünüz ettiğimiz gibi Dânişmendnâme'yi yazıya ilk defa geçiren ibni Ala'nın nüshası dil bakımından, "adeta Türkçe denemeyecek kadar" ağır Arapça ve Farsça kelimelerden oluşmaktaydı. Ârif Ali bunu alarak daha anlaşılır bir dille yeniden telif eder. Bu nüsha, Eski Anadolu Türkçesi ile klâsik Osmanlıca arasında bir geçiş merhalesini teşkil etmektedir.
Mirkâtü'l-cihâd, XVI. yüzyıl klasik Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmıştır. Süslü, secili anlatımların yoğun olarak görüldüğü, nesir nazım karışık bir eserdir. Vak'aların anlatıldığı bölümlerde nesir, duyguların ifadesinde ise nazım tercih edilmiştir.
Buna rağmen, Âlî, Ârif Ali nüshası Dânişmendnâme'nin etkisinde kalarak Eski Anadolu Türkçesi izleri taşıyan kelime ve deyimlere de yer vermiştir. Tekrara düşmemek için Arapça ve Farsça kelimeler yanında bunların Türkçelerinin de kullanıldığını görüyoruz.
1. Metnimiz, sesbilgisi bakımından klasik Osmanlı Türkçesi özellikleri göstermektedir. e/i değişmesinde di-, gice, il "memleket", ir-, irgür-, yit-, vir- gibi kelimelerde i açıkca gösterilmiştir. Bunun yanında Eski Anadolu Türkçesinde i ile yazılan yel "rüzgar" ve el "yabancı" kelimeleri metnimizde e ile yazılmıştır.
k/h değişmesi metnimizde uyhu, ahşam kelimleri ile dahı edatında görülmektedir. kanı ve kankı kelimelerinde ise değişme olmamıştır.
Aitlik eki +ki’ nin sadalı kalın şekli olan +∫ı bazı kelimelerde görülmesine rağmen, yoğunlukla bulunan +ki'li şekiller kullanılmıştır. Bu da, ekin, 16. yüzyılda yavaş yavaş tek şekilli hale (+ki ) gelmekte olduğunu göstermektedir.
t-/d- meselesi metnimizde birkaç kelime dışında kurallı bir değişme göstermektedir. Orta Türkçe'de söz başında ince sıradan ünlü taşıyan kelimelerdeki t-'ler d-'ye dönüşürken kalın sıradan ünlü taşıyan kelimeler ise t (tı) ile yazılmıştır.
2. Morfolojik olarak Eski Anadolu Türkçesinde de kullanılan bazı yapılar metnimizde görülmektedir.
Eserin belli başlı morfolojik özellikleri şöyle sıralanabilir:
-
Eski Anadolu Türkçesinde sıkca rastanan çokluk 1. şahıs istek eki -avuz/-evüz metnimizde yer almaktadır.
-
-üben zarf-fiili bir yerde geçmektedir.
-
durur haber kipi kalıplaşmış bazı örneklerde göze çarpmakla birlikte yerini -dur/-dür' e bırakmıştır.
-
Şimdiki zaman eki -yor ve yorı- fiilinin geniş zaman çekimlisi yorır birer örnekte görülmektedir.
-
Olumsuz zarf-fiil eki -madın/-medin kullanılmıştır.
-
Yine Eski Anadolu Türkçesi kalıntısı olarak 1. teklik şahıs emir eki -ayın/-eyin metnimizde çokca geçmektedir.
-
Bazı yabancı asıllı kelimelerde (özellikle +lık/-+lik mücerret isim ve sıfat yapım ekinde) ek uyumsuzlukları görülmektedir.
3. Benzetmeler
Metnimizde orijinal benzetmeler de yoğun olarak yer almaktadır. Özellikle gibi edatı ile yapılan bu benzetmelerden bazıları şunlardır:
Alma gibi döndürüp üç kerre ◊aldı 150a/5; Ayaķların ķalem gibi kesdi 208b/4-5; Divâne seg gibi 120a/9; El üzre kemân gibi 6a/19; Etrâfına şu'leler saçan cehennem kütügi gibi görindi 215b/21; Gün gibi bâhir oldı 110a/8; hirs gibi gümrenüp har gibi bagırdı 156a/9; iki ķanatlu şahbâz gibi 50b/6; kagan arslan ugramış henâzır sürisi gibi 39b/16; Kellesi çevgânla çalınan top gibi ķırķ adım ileri düşdi 156a/20-21; kolı ķanadı gitmiş şahin gibi 49a/2; Oķ yılanı gibi dürildi 48a/2; Peleng pençesinden kurtılmış henâzır gibi 155b/10-11;togma gün gibi 40b/6; tonanma sefineleri gibi 130a/8; Yagmur gibi yagdı 216a/20-21; Yanar od gibi 163a/7
4. Deyimler
Âlî'nin deyimlere, arkaik özelliklere, mecazi ifadelere düşkünlüğü eseri dil malzemesi yönünden iyice zengin kılmıştır. Mirkâtü'l-cihâd bu bakımdan XVI. yüzyıl Türkçesinin önemli bir kaynağı görünümündedir. Burada bu malzemenin bir kısmını vererek, konu ile başka bir çalışmada söz konusu dil malzemesini daha ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.
Aķlını başına devşür- "kendine gelmek" 219b/11; Arķa vir- “destek olmak” 136a/5; Ayag tozı “ kul, köle” 78a/1; Ayaķ ķo- “bir yere ulaşmak” 14b/13; Barmaķ göster- “tehdit etmek” 260a/18; Barmaķ ķaldur- “kabul etmek” 260a/19; Bir yaña eyle- “bertaraf etmek” 151b/15; Çañlarına ot tıķ- “susturmak” 206a/3; Çomaķ şut- “engellemek” 151b/9; El al- “birine teslim olmak” 49b/18; El bir it- “fikir birli™i etmek” 255a/13; El yu- “vazgeçmek” 28a/14; El ◊al- “el uzatmak” 100b/11; El ◊un- “el uzatmak, niyetlenmek” 84a/19; Eser savur- “delilik etmek” 249a/9; Gögse el ķo- “öğmek” 66b/20; Gögüs ger- “öğünmek” 264a/7; Gögüs ķaķ- “böbürlenmek” 263a/12; Göz gözü seç- “birbirini iyice görmek” 95b/11; kan ķaşan- “çok korkmak” 20b/4; kara pus “kabus, endişe” 154b/14; kulaķ tut- “dinlemek” 35b/3; kuyruğuna bas- “sinirlendirmek” 237a/7; Yıldızı barış- “anlaşmak” 224a/20; Yol bagla- “yol kesmek” 210a/15;Yol bul- “fırsat yakalamak” 72a/21; Yürek berkit- “cesaretlenmek” 135a/19; Yüz a∫art- “başarılı olmak” 149a/5; Yüz aķlugı “şeref, itibar” 252b/7, 256b/12; Yüz şut- “meyletmek, yönelmek” 206b/9; Yüz ur- “yönelmek” 103a/7; Yüz ķo- “ba™lılık göstermek” 273a/13
6. Daha çok Eski Anadolu Türkçesi’nde görülen bir kısım arkaik sözler metnimizde de yer almaktadır:
-
azırgan- “azımsamak” 86a/10;
-
baķ “sargı, bez” 134a/11;
-
cavķ cavķ “bölük bölük” 14a/16;
-
cönge “kör, kesmeyen” 107a/21;
-
dibelek “tamamen” 220a/11;
-
döy- “katlanmak” 147b/14;
-
ımızgan- “hafifçe uyumak” 234b/16;
-
ırgala- “hafifçe sallamak” 60b/21;
-
kanıķ- “kan dökme iste™inde bulunmak” 78b/3;
-
kızlıķ “kıtlık” 208b/21;
-
kulaķ tözi “kulak dibi” 217b/12;
-
öñren- “önceden gelmek” 169b/21;
-
tapşır- “yetişmek” 45a/1;
-
tapu “ibadet” 243a/17;
-
yas- “yayın kirişini gevşetmek” 271a/7;
-
yazın- “dağılmak” 9a/11
7. Metnimizde dilin ifade imkanını genişleten bazı birleşik fiiller kullanılmıştır.
|
Alıķo- 166a/21 |
konadüş- 255b/4 |
|
Alıķon- 59b/12 |
kovagit- 62a/9 |
|
Alıķonıl- 24b/18 |
koyagit- 90a/16 |
|
Alıķoy- 47b/6 |
Olagel- 11b/12 |
|
Alaķo- 222a/15 |
Olıgör- 169a/15 |
|
Gönderegit- 243a/9 |
Virilegel- 5a/14 |
8. Dizinde madde başı olarak 7687 kelime yer almaktadır. Bunların dillere göre dağılımı ve oranları şöyledir:
|
MADDE BAŞI |
TÜRKÇE |
ARAP. |
FARS. |
BİR. |
MAC |
MO⁄ |
LA |
YUN |
TOP. |
|||
|
|
İSİM |
FİİL |
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
A |
89 |
49 |
209 |
69 |
15 |
- |
|
- |
1 |
432 |
||
|
B |
49 |
106 |
144 |
164 |
63 |
- |
- |
- |
1 |
527 |
||
|
C |
6 |
- |
116 |
55 |
9 |
- |
2 |
- |
- |
188 |
||
|
Ç |
43 |
28 |
- |
56 |
- |
- |
- |
- |
- |
127 |
||
|
D |
98 |
56 |
84 |
140 |
11 |
- |
- |
- |
1 |
390 |
||
|
E |
48 |
13 |
166 |
33 |
7 |
- |
- |
- |
1 |
268 |
||
|
F |
10 |
- |
98 |
45 |
9 |
- |
- |
- |
1 |
163 |
||
|
G |
81 |
56 |
78 |
116 |
13 |
- |
- |
- |
- |
344 |
||
|
H |
59 |
6 |
280 |
145 |
37 |
- |
- |
- |
1 |
528 |
||
|
I |
5 |
3 |
16 |
- |
- |
- |
- |
- |
1 |
25 |
||
|
√ |
61 |
26 |
278 |
1 |
11 |
- |
- |
- |
1 |
378 |
||
|
J |
- |
- |
- |
3 |
- |
- |
- |
- |
- |
3 |
||
|
K |
136 |
69 |
224 |
91 |
18 |
- |
- |
1 |
3 |
542 |
||
|
L |
4 |
- |
58 |
24 |
1 |
- |
- |
- |
1 |
88 |
||
|
M |
42 |
1 |
791 |
70 |
23 |
- |
- |
- |
2 |
929 |
||
|
N |
67 |
- |
115 |
122 |
27 |
- |
- |
- |
- |
331 |
||
|
O |
48 |
12 |
- |
- |
- |
- |
- |
- |
- |
60 |
||
|
Ö |
14 |
12 |
3 |
- |
- |
- |
- |
- |
- |
29 |
||
|
P |
17 |
3 |
1 |
151 |
19 |
- |
- |
- |
1 |
192 |
||
|
R |
9 |
- |
121 |
71 |
5 |
- |
- |
- |
- |
206 |
||
|
S |
100 |
71 |
239 |
149 |
22 |
- |
- |
- |
1 |
582 |
||
|
Ş |
17 |
2 |
97 |
94 |
11 |
- |
- |
- |
- |
221 |
||
|
T |
87 |
47 |
311 |
45 |
22 |
- |
- |
- |
1 |
513 |
||
|
U |
15 |
24 |
30 |
- |
- |
- |
- |
- |
- |
69 |
||
|
Ü |
14 |
6 |
9 |
7 |
- |
- |
- |
- |
- |
36 |
||
|
V |
13 |
5 |
87 |
9 |
1 |
1 |
- |
- |
- |
116 |
||
|
Y |
118 |
73 |
14 |
27 |
2 |
- |
- |
- |
- |
234 |
||
|
Z |
12 |
1 |
97 |
46 |
11 |
- |
- |
- |
- |
167 |
||
|
TOPLAM |
1263 |
674 |
3669 |
1723 |
337 |
1 |
2 |
1 |
17 |
7687 |
||
|
|
1937 |
|
||||||||||
|
ORAN (%) |
25.19 |
47.72 |
22.41 |
4.38 |
0.01 |
0.02 |
0.01 |
0.22 |
% 100 |
(ARAP.: Arapça; FARS. Farsça; BİR. Arapça-Farsça veya Farsça-Arapça birleşik kelime; MAC. Macarca; MOG. Moğolca; LA. Latince; YUN. Yunanca)
Mirkâtü'l-cihâd'da geçen bu kelimeleri kullanım sıklığı açısından ele almak mümkün olmadı. Eğer bu bakımdan değerlendirmiş olsaydık dizinde madde başı olarak gösterdiğimiz % 25.19 oranındaki Türkçe kelime sayısı kuşkusuz çok daha yüksek olacaktı.
Yukarıdaki tabloda Türkçe saydığımız isimlerden bazıları yabancı kökenli olup Türkçe yapım ekleriyle teşkil edilmiştir. Özellikle +lık/+lik mücerret isim ve sıfat yapma eki ile bir çok yabancı kelime Türkçeleştirilmiştir. Bu şekilde yapılan kelimelerin sayıları ve oranları ise şöyledir:
|
Ekler |
Türkçe kelimeye gelen |
Yabancı kelimeye gelen |
Toplam |
|
+lık/+lik |
26 (%22) |
91 (%78) |
117 (% 100) |
|
+lu/+lü |
24 (%56) |
19 (%44) |
43 (% 100) |
|
+suz/+süz |
8 (%47) |
9 (%53) |
17 (% 100) |
|
Genel Toplam |
58 (%33) |
119 (%67) |
177 (% 100) |
Metinde yabancı fiiller kullanılmamıştır. Hareket isimleri yardımcı fiillerle karşılanmıştır. Bunlardan özellikle geçişsiz manaya sahip olan ol- yardımcı fiili yoğun şekilde kullanılmıştır. Bunun yanında +la-/+le- isimden fiil yapma eki sınırlı sayıda yabacı kelimeye gelerek fiil yapmıştır.
|
Yardımcı Fiil |
Kullanım sayısı ve oranı |
|
bul- |
395 (%10) |
|
dut- |
2 (% 0.05) |
|
eyle- |
204 (% 5) |
|
it- |
796 (% 21) |
|
kıl- |
447 (% 12) |
|
ol- |
1896 (% 50) |
|
ur- |
73 (% 2) |
|
|
3813 (% 100) |
|
Ek |
Türkçe kelimeye gelen |
Yabancı kelimeye gelen |
|
+la-/+le- |
36 (% 90) |
4 (% 10) |
Buna göre metnimizde hareket isimlerinin Türkçe fiiller ve yardımcı fiillerle yapıldığını söyleyebiliriz.
*Türk Dünyası Araştırmaları, 122, 209-218, (1999)
**Arş. Gör., KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat Böl. TRABZON
[1]Osman Turan, Dânişmendnâme'nin ilk defa yazıya geçirilişinin II. değil, I. İzzeddin Keykavus döneminde (1211-1220), onun Sivas ve Sinop'ta giriştiği bir takım "medenî faaliyetler"i sırasında gerçekleştiğini belirtir. Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 127
[2]Eserin iki yazma nüshası vardır. Bunlardan Süleymaniye nüshası Âlî Mustafa b. Ahmed b. Abda'l-Mevlâ müellif adıyla Reşid Efendi bölümü 678 numarada kayıtlıdır. 278 yapraktır. H. 997'de Âlî'nin kardeşi İbniyamin Çavuş tarafından istinsah edilmiştir. Revan nüshası ise 139 yaprak olup sonundan epeyce eksiktir.
[3]Mükrimin Halil YİNANÇ, "Danişmendliler" İA c.3, s. 468
[4] Mirkâtü'l-cihâd'ın eldeki mevcut Dânişmendnâme nüshalarından farklı olduğu yönünde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. ""Dânişmendnâme'nin H. 958 tarihli en eski Paris yazması Ali'nin Mirkâtü'l-cihâd'ının esası olmuştur. Bununla beraber Ali'nin faydalandığı nüshada bazı farklı ve faydalı kısımlar vardır. Zira Ali'nin Arif ile ona atfen 762 yılına ait malumatın kaynağı bu nüsha olmak icabeder ve mevcut diğer nüshalarda bu malumat yoktur. Bu sebeple Mirkâtü'l-cihâd'ı Dânişmendnâme'nin nüshalarından biri saymak doğru olur." O. TURAN, a.g.e, s 127-128; "Mirkâtü'l-cihâd ise bu tarihin münşiyane yazılmış bir hülasasıdır. Hele Şettat (Jotatus) ve sülalesi ve ahval-i Rumiyye hakkında verdiği malumatın Rum tarihlerine muvafakatı bu tarihin kıymetini artıracak delaildür." H. Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. II, s. 275
[5] Bu karşılaştırma için, Necati DEMİR tarafından hazırlanan "Danişmendname'nin Dil Özellikleri" (Konya-1996) adlı doktora tezinden yararlanılmıştır.
[6] Dânişmendnâme'nin diğer nüshalarında Mankuriyye Çankırı'ın eski ismi olarak geçmektedir. Mirkâtü'l-cihâd'da ise açıkca İskilib olduğu kaydı vardır. (vr. 10b/18).
[7]TDV İA "Âlî" mad. c. 2, s.416
[8]Mükrimin Halil YİNANÇ, "Danişmendliler" İA, c. 3, s. 469
[9] Battal Gazi'nin yakın silah arkadaşlarından Ahmet Turran, Şemmas Pir, onun gücü karşısında Müslüman olmuşlardır. Hasan KÖKSAL, Battalnamelerde Tip ve Motif Yapısı s. 104 vd.; Manas Destanı'nda ise Almambet, Manas'ın gücü karşısında dayanamayarak Müslüman olur. Emine Gürsoy-Naskali, Manas, s. 21 vd.
[10] Osman TURAN, a.g.e., s. 132
[11] Hüseyin Hüsameddin, a.g.e., c. II, s. 260
[12] Faruk SÜMER, Oğuzlar, s. 240; Akdes Nimet KURAT ise "Çaka" ismi hakkında şu görüşlere yer veriyor: "5. asır Bizans yazıcılarından Atilla'nın sarayına giden Priskus'un eserinde Türk hanlarından Günhan'ın adı Kouchas (okunuşu: Kunhas) yazılmıştır. Çünkü bu sözün Grekçedeki akkusativ şekli kouchan'dır. Onun için nominativi akkusativden ayırmak için nihayetindeki "n" yerine "s" konulmuştur. Ve künhan yerine "künhas" olmuştur. Aynı suretle Çahan'ın nominativi "Tzachas" akkusativinin de "Tzachan" olduğuna bakarak nominativindeki "s" nin hakikatte "n" olması icabettiği ve bu adın da "Çahan" olduğu hükmünü vermeliyiz." Çaka Bey, Ankara 1987 s. 39-40
[13] TDV İA "Çankırı" mad., c. 8, s. 216