TÜRK DÜNYASI ORTAK EDEBİYATI*
Yağmur: Türk Dünyası kavramını ve buna bağlı olarak Türk Dünyası edebiyatları kavramlarını nasıl tanımlarsınız?
Ali Akar: “Türk Dünyası” kavramı, siyasî, tarihi, kültürel ve ekonomik boyutları olan ve bu boyutlarla düşünülmesi, mütalâa edilmesi gereken bir kavramdır. İşin edebî ve kültürel boyutu ise daha çok arka planlarıyla ele alınması gereken önemli bir nokta. “Edebiyat”, malzemesi “dil”e dayanan bir müessese. Hal böyle olunca, “Türk Dünyası Edebiyatları” kavramı da Türk dili ile yaratılan edebiyatlardır, diyebiliriz.
Yağmur:Türk Dili ve Edebiyatının Türk Dünyası ülkelerine ne tür katkıları olabilir?
Ali Akar: Edebiyatı yalnızca güzel sanatların bir dalı olarak görmemek lazımdır. Edebiyat, dilin taşınmasında, yayılmasında adeta aort damarı görevi üstlenir. Edebî gelişmişlik, aynı zamanda medeni gelişmişlik demektir. Edebiyatı zengin milletler dünya
uygarlığına önemli katkılarda bulunmuşlardır. Türkiye’deki Türk edebiyatının gelişmesi, Türk dünyasındaki kültürel birliğin ve ilerlemenin örneği sayılacaktır. Türk ülkeleri arasında ilişkilerimiz istenilen düzeyde olmamasına rağmen, biliyoruz ki onlar birçok bakımdan Türkiye’yi örnek almaktalar. Bu sebepledir ki Türkiye’deki edebî gelişmişlik, Türk dünyasında geniş yankılar ve etkiler uyandıracaktır.
Yağmur: Türk dünyası günümüz edebiyatları birbirinden ne kadar haberdardır? Bu haberdarlığın o ülkenin kültür ve edebiyatına ne gibi katkıları olabilir? Bu konuda neler yapılabilir?
Ali Akar: Moda deyimle “küreselleşen” dünyada “haberdar”lık kavramı eskidi. Fakat, Türkiye’de kültür ve sanata yön veren çevreler öteden beri Türk dünyasına kulaklarını tıkamışlar, âdeta yok saymışlar; bu kavramdan söz edenleri de malum yaftalarda etiketlendirmişlerdir. Hal böyle olunca, Türkiye Türklerinin bırakınız Türk dünyası edebiyatını, Türk dünyasından “haberdar” olması da Sovyetlerin çökmesiyle mümkün olabilmiştir. Türk dünyası edebiyatı ile ilişkilerimiz de Batı kanalıyla olmuştur. Örneğin
Türk okurunun Cengiz Aytmatov’la tanışması, Aytmatov’un eserlerinin Batı dillerine çevrilmesinden sonra olmuştur. (Bereket, Louis Aragon, Aymatov’un “Cemile”sine “dünyanın en güzel aşk öyküsü” dedi de, Aytmatov serisi Türkçeye Fransız’dan çevrilmeye başlandı). Hal böyle olunca, Türk dünyasının edebî bakımdan birbirinden haberdar olmasını bırakın, birbirine âdeta sağır olmuştur. Yüzyılın başında İsmail Gaspıralı ve Ceditçilerin başlattığı “dilde, işte, fikirde birlik” harekatı bugünkünden çok daha ileri ve heyecan vericiydi. Düşününüz bir gazete, İstanbul’da, Kazan’da ve Taşkent’te basılıyor. Çin’den Balkanlara kadar Türkçe konuşan insanlar, radyonun, televizyonun, telefonun olmadığı, internetin hayal bile edilemediği bir devirde haberleşiyorlar.
Bunun için öncelikle şunlar yapılmalıdır:
a)Her Türk Cumhuriyetinin eğitim kurumlarında ortak Türk edebiyatı ve tarihi okutulmalı, bunun için ortak müfredatlar hazırlanmalıdır.
b)Her düzeyde sözlükler ve gramer kurallarını, lehçeler arasındaki benzerlik ve farklılıkları gösteren kılavuz kitaplar hazırlanmalıdır. Böylece, Türk lehçelerin ayrı birer “dil” değil, fonetik farklılıkları olan lehçeler ve şiveler olduğu anlaşılacaktır.
c)Edebî aktarmalar yapılmalıdır. Ortak şiir ve sanat günleri düzenlenerek yazar ve şairlerin birbirlerini tanımaları, birbirlerinin eserlerinden, çalışmalarından haberdar olmaları sağlanmalıdır.
d)Ortak edebiyat dergileri çıkarılmalıdır. İstanbul’da basılan bir derginin Bakü’de, Astana’da, Taşkent’te de satılması, okunması sağlanmalı, dergi ve gazeteler oralarda da bürolar açmalıdır.
Fakat, her şeyden önce buna inanmak, bunun heyecanını duymak lazım.
Yağmur:Ahmed Yesevî’de Ali Şîr Nevâî’ye ve Cengiz Aytmatov’a Türk dünyası edebiyatlarının etkileşimi hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Ali Akar: Ortak Türk edebiyatının öncü simaları vardır. Yesevi, Nevai, Mahdumgulu, Abay, Çolpan, Avezov, Aytmatov, Şehriyar... Bu şahsiyetler etrafında bir ortaklık
oluşturulabilir. Dikkat edilirse, bunlar, gerek eserlerindeki edebî üstünlükle, gerekse dili işleme yetenekleriyle yalnızca bir bölgenin değil, bütün Türk dünyasının, Türkçe coğrafyasının kalemleri olmuşlardır. Bu yazar ve şairlerin hareketlendirici güçlerinden yararlanarak yeni kalemler yaratmalı, dili ve edebiyatı “bir-lik” potasında yeni noktalara taşımalıyız. Unutulmamalıdır dil ve edebiyatta birlik olmadan diğer birliklerin temeli sağlam olmaz. Bu birlik, Bakü-Ceyhan boru hattından çok daha önemlidir.
---
(*) Yağmur, 2003/3, sayfa 40-41