|
|
1709’da Poltava Savaşı’da Ruslara esir düşen İsveçli Teğmen J. Von Strahlanberg, Sibirya’ya sürülmüş ve orada kaldığı süre içinde buradaki Türk lehçelerini öğrenmiş ve incelemiş, Türkçe ile diğer Altay dilleri arasındaki yakınlıklara işaret etmiştir. Türkçenin Fin ve Macar dilleriyle akraba olduğunun tespit edilmesiyle bu uluslardan araştırmacıları Türkoloji alanına yöneltmiştir. Diğer yandan, Orta Asya ve Orta Doğu’yla ekonomik ve siyasi ilişkileri olan batılı devletler, bu bölgeleri ve bu bölge halklarını tanıyabilmek için Türkoloji araştırmalarına destek verdiler.1893'te Orhun alfabesinin Danimarkalı dil bilgini Vilhelm Thomsen tarafından çözümüyle batı bilim dünyası Türkoloji iledaha yoğun olarak ilgilenmeye başladılar. 20. yüzyılın başlarında Doğu Türkistan'daki eski Uygurca belgelerin bulunması, Divânü Lügâti't-Türk'ün 1910'lu yıllarda ortaya çıkarılmasıyla Türkoloji, tarihi |
derinlikleri ve belgeye dayalı dil verileri en fazla olan Altay dili oldu.
Rusya’daki Türk asıllı toplululuklardan –özellikle Kazan Tatarları ve Azerbaycan Türkleri- yetişen bilim adamları Türkolojiyle ilgili önemli çalışmalar yaptılar. Bunların bir kısmı daha sonra Avrupa’da ve Türkiye’de çalışmalarını sürdürdüler (Z. Velidi Togan, Reşit Rahmeti Arat, Ahmet Caferoğlu, Sadri Maksudi Arsal, Ahmet Ağaoğlu...)
20. yüzyılın başlarından itibaren Avrupa üniversitelerinde Türkolojiyle ilgili enstitüler ve kürsüler kurulmaya başlandı. Bu arada Türkiye’de de M. Fuad Köprülü, Türkiyat Enstitüsü’nü kurdu (1924). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bu bölümün kurulmasıyla birlikte Türkoloji araştırmalarının merkezi Türkiye oldu. Daha sonra Türkiye’de bu alanda Ahmet Cafeoğlu, Reşit Rahmeti Arat, Sadettin Buluç, Tahsin Banguoğlu, Mecdut Mansuroğlu, Saadet Çağatay, Hasan Eren, Ahmet Temir, Zeynep Korkmaz, Necmettin Hacıeminoğlu, Faruk Kadri Timurtaş, Muharrem Ergin, Şinasi Tekin, Talat Tekin, Mustafa Canpolat, Ahmet Bican Ercilasun, Osman Nedim Tuna, Osman Fikri Sertkaya, Kemal Eraslan, Nuri Yüce, Mertol Tulum, Emine Naskali-Gürsoy... çalışmalar yaptılar.
Dünyada ilk Türkoloji kürsüsü 1795’te Ecole des Langues Orientales Vivantes’te kurulmuştur. Rusya’da 1807’de Kazan’da açılan üniversitede Türkçe öğretimi yapılmıştır. İtalya’da 1723’te Napoli’de kurulan Instito Superiore Orientale di Napoli’de başlamıştır. 1887’de Almanya (Berlin)’da Ausland-Hochschule: Seminar für orientalische Sprachen, adlı okulda, İngiltere’de ise 1906’da School of Oriental Studies’de Türkoloji çalışmaları başlamıştır.
Kazanlı Mirza Kazem Bek, Türk lehçeleri karşılaştırmalı dilbilgisinin temelini atarak Türkoloji alanına katkı sağladı. Kırımlı Bekir Çobanzade Türk-Tatar dillerini ve Azerbaycan Türkçesini inceledi. Vilhelm Thomsen, Köktürk yazısını çözerek Türkolojinin Köktürk dönemininin aydınlatılmasına önayak oldu. Alman Albert von Le Coq, Friedrich Wilhelm Karl Müller, Wilhelm Bang-Kaup Uygur belgelerinin okunuşu ve tasnifini yaptılar. Eski Türkçenin ve Özbekçenin gramerini yazarak bu alandaki dilbilgisi boşluğunu tamamladı. Alman asıllı Rus Türkolog Wilhelm Radloff, Rusya’daki Türk lehçelerinin karşılaştırmalı incelemesini yaptı ve Türkçenin genel bir sözlüğünü hazırladı. Versuch eines Wörterbuches der Türk-Dialecte adlı sözlük Türklük biliminin hâlâ vazgeçilmez eserleri arasındadır. Danimarkalı Vilhelm Grĝnbech Türk dilinin tarihi sesbilgisinin temelini attı. Fransız Türkolog Jean Deny, Osmanlı Türkçesinin, Rus Andrey N. Kononov Eski Türkçe ve Özbekçenin, Macar Türkolog János Eckmann Çağatayca’nın gramerini yazdılar.

